Hind'e Giden Gölge
Horasan Hattında Bir Serhat Romanı
Hind'e Giden Gölge, Osmanlı İmparatorluğu'nun en buhranlı yıllarında, İngiliz hâkimiyetini temelden sarsmak amacıyla planlanan çok gizli bir sınır ötesi operasyonu konu alır. Kurmay Binbaşı Mehmed Sâbit Celâl liderliğindeki dört kişilik özel bir ekip (bir hekim, bir saha ajanı ve kadim yolların hafızası bir rehber), İran üzerinden Hindistan'a ulaşmak üzere zorlu bir seferberliğe girişir. Ancak sınır ötesine geçtiklerinde, masa başında yapılan planların Doğu'nun acımasız gerçekleriyle uyuşmadığını fark ederler. İkiyüzlü müttefikler, satılmış rehberler ve çölün amansız şartları arasında hayatta kalmaya çalışan ekip, Horasan hattında kökleri çok eskilere dayanan gizemli bir teşkilatın (Emanet Hattı) izleriyle karşılaşır. Roman, resmi tarihin satır aralarında gizli kalmış bir gölge savaşını; devletin bekası, ihanet ve sadakat ekseninde isimsiz kahramanların verdiği mücadeleyi sarsıcı bir dille okura sunmaktadır.
Bölümler
- Bölüm 5 - Sınır Geçişi Oku
- Bölüm 6 - Tahran’da Soğuk Yüzler Oku
- Bölüm 7 - Kervansaraydaki Kadim Sır Oku
- Bölüm 8 - İhanet ve Çöl Pususu Oku
- Bölüm 9 - Horasan Kapısı Oku
- BÖLÜM 10 - Kan, Ateş ve Söz Oku
- Bölüm 11 - Külün Altındaki Ateş Oku
- Bölüm 12 - Kırık Zafer Oku
Karakterler
Mehmed Sâbit Celâl Bey
Kurmay Binbaşı (Mekteb-i Harbiye ve Erkân-ı Harbiye mezunu).
Mizaç: "İtaat kışlada, irade sahrada" felsefesine inanır. Emir vermeyi bilir ama bağırmayı küçüklük sayar. Soğukkanlı ve az konuşan bir yapıdadır; duygusal bağlarını belli etmez. Büyük laflardan hoşlanmaz, "ne olması istenir" değil "ne olabilir" sorusuna odaklanır.
Nâzım Refik
Hekim Yüzbaşı (Sahra ve Harp Cerrahı).
Mizaç: Bilimsel bir sinizme (alaycılığa) sahiptir; gerçekçi, sert ve lafı dolandırmadan doğrudan konuşur. "Vatan, bayrak, fetih" gibi büyük lafların karın doyurmadığına inanır; onun için tek ve yegâne gerçek, masadaki atan nabızdır. Hurafelere, gizeme ve metafiziğe (özellikle Feridun'un temsil ettiği dünyaya) şüpheyle, hatta çoğu zaman öfkeyle yaklaşır.
Kâzım Bars Han
Resmî kayıtlarda Süvari Zabiti; fiiliyatta Saha Ajanı, İz Sürücü ve İstihbaratçı.
Mizaç: Şüpheci, soğuk, pragmatik ve yüzeyde son derece sakin. İnsanları ağızlarından çıkan süslü laflarla değil, yutkundukları hecelerle, seslerindeki titremeyle ve sakladıkları niyetlerle tartar. Onun için "mutlak şüphe" bir karakter kusuru değil, en büyük hayatta kalma sanatıdır.
Feridun Vefa
Resmî bir unvanı yoktur; eski bir zabit, yeni bir yol ehli. Fiiliyatta kadim yolların, tekkelerin ve "Emanet Hattı"nın hafızasını taşıyan manevi rehber.
Mizaç: İçe dönük, fevkalade sabırlı ve sezgileri çok kuvvetlidir. Nâzım gibi her şeyi çıplak akılla inkâr etmez, fakat cahil kitleler gibi her açıklanamayanı da körü körüne kutsallaştırmaz. İkisinin arasındaki o ince, tehlikeli "hikmet" çizgisinde yürür.
Münire Hanım
İstanbul’daki "Sessiz Merkez"; fiiliyatta Kuvayı Milliye’nin ve Sâbit’in elçiliklerdeki görünmez istihbarat gözü (Gölge Elçisi).
Mizaç: Vakur, derin ve duygusunu gösterişsiz taşıyan bir kadındır. Söylenmeyeni anlayabilen, en gürültülü vals müziğinin altından süzülen bir İngiliz kâtibinin fısıltısını dahi ayıklayacak kadar keskin bir sükûnete sahiptir.
Bîbî Zühre (Eski adıyla Adsız Kadın)
Kabil yönündeki "İç Kapı"ların mutlak yöneticisi; erkeklerin küçümsediği görünmeyen "Kadın Haberleşme ve İstihbarat Ağı"nın ana düğüm noktası.
Mizaç: Soğukkanlı, ketum ve tehlikeli ölçüde sakin. Karşısındakine (özellikle Sâbit veya Kâzım gibi kurtlara) yardım eder gibi görünür ama ağzından çıkan her eksik cümle, aslında muhatabının niyetini ve sabrını tarttığı ölümcül bir sınavdır.